VATANSEVERLER PARTİSİ <<<<< ...İSTİKLAL, İSTİKBAL, İKBAL İÇİN VATANSEVERLER PARTİSİ ... >>>>> - Parti Programı
| Yazdır |  Posta

VATANSEVERLER PARTİSİ
PROGRAMI

BİRİNCİ KISIM, MEVCUT YAPILANMA   
    Madde 1.Bağımsızlık Ve Özgürlükler
    Madde 2.Can ve Mal Güvenliği
    Madde 3.İş
        3.1.Kaynak Yönetimi
        3.2.Üretim
        3.3.Tüketim
        3.4.Ekonominin Eşgüdümü, Maliye Politikamız
        3.5.Türk Devletleri ile Ekonomik İlişkiler Politikamız
    Madde 4.Barınma
    Madde 5.Sağlık ve İlaç
    Madde 6.İş ve Yaşam Koşullarını İyileştirme
        6.1.İş Koşullarını İyileştirme
        6.2.Yaşam Standardı Düşük İnsanların Yaşam Kalitesini Yükseltme
        6.3.Çocuklar ve Yaşlılar
        6.4.Engelliler
        6.5.Sivil Toplum Kuruluşları (STK)
        6.6.Çevre ve Orman
        6.7.Enerji
        6.8.Bilişim
        6.9.Ulaşım
    Madde 7.Eğitim ve Öğretim
    Madde 8.Kültür ve Turizm
    Madde 9.Spor
2. KISIM, EK BAKANLIKLAR ve MÜSTEŞARLIK
   
Madde 10.Strateji Bakanlığı
    Madde 11.Türk Devletleri Bakanlığı
    Madde 12.Su Yönetimi Müsteşarlığı

 

 

 

VATANSEVERLER PARTİSİ
PROGRAMI

BİRİNCİ KISIM
MEVCUT YAPILANMA

Mevcut Bakanlıklar ile çözümlenmesi, düzeltilmesi ve/veya yeniden düzenlenmesi gereken konular Vatanseverler Partisi Programı çerçevesinde;

1.Bağımsızlık ve Özgürlükler,
2.Can ve Mal Güvenliği,
3.İş,
4.Barınma,
5.Sağlık ve İlaç,
6.İş ve Yaşam Koşullarını İyileştirme,
7.Eğitim ve Öğretim,
8.Kültür ve Turizm,
9.Spor başlıkları altında ele alınmıştır.

Bağımsızlık Ve Özgürlükler

Madde 1.


Türk Vatanseverleri, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün çocukları olarak, ülke içinde Milliyetçi, Devletçi, Halkçı, Laik, Cumhuriyetçi, Devrimci, Merkeziyetçi, Demokratik ve Çağdaş Hukuka sahip bir yönetim anlayışı olan Ulus Devlet’in siyasetini savunmakta, ülke dışında ise Türk Milleti adına Milli bir duruş sergilemek düşüncesindedir. Bunu sağlamak için her alanda Tam Bağımsız ve Özgür olmak ön koşuldur.

1.1.Ulusal çıkara, Devletin birliğine, bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıkan siyaset, Türkiye Büyük Millet Meclisinde hakim kılınmalı, bunu sağlamak için; Türk Milletinin gereksinimlerinden doğduğu tespit edilen yasalar dışındaki tüm dış kaynaklı yasalar yeniden düzenlenmeli, yüksek Türk adaletinin zaman aşımına uğramadan her zümreye uygulanması açısından dokunulmazlıklar kaldırılmalıdır.

1.2.Her bakanlıktaki denetleme düzenekleri araştırılmalı, geçmiştekiler dahil tüm yolsuzlukların üzerine gidilmeli, bir “üst denetleme” organizasyonu oluşturulmalıdır. Bu organizasyon aynı zamanda geçmişte ülkenin çıkarları aleyhine özelleştirilmiş kurumları yeniden oluşturmalı, kurulduğu tarihten sonra, gerek duyulması halinde yapılacak özelleştirmelerde de Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarını gözetmelidir. Bu yolla yağmalanması engellenen Devletin mali kaynaklarından kaybı önlenen gelir, Türk Milleti için yararlı bir biçimde kullanılmalıdır.

Bakanlıkların altındaki organizasyon şeması değiştirilmeli, tüm üst kurulluk sistemi, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Belediyelerin yetki ve görevleri, yönetsel konumları yeniden düzenlenmelidir.

1.3.Tüm devlet dairelerine program itibariyle ataklık kazandırılmalı ve yeniden yapılandırılmalıdır. Her Bakanlığın “Genel Başkanlık” ve “Daire Başkanlıkları” gibi tüm kademelerine söz konusu kurumun kendi içinden belli ölçütlere göre hak kazanan kişiler atanmalı, devletin değişik kademelerinde işe alınma, ilerleme aşamalarında şart koşulan yabancı dil sınavı kaldırılmalıdır.

1.4.Yazılı ve görsel basının bağımsızlık ve özgürlüğünün önündeki engellerden biri sanayi ve ticaretle iç içe olan sermayedarlar tarafından satın alınması, ikincisi ise siyasal erkin baskısına maruz kalınmasıdır. Bu nedenle basını bu konularda koruyan yasal düzenlemelere gidilmeli, büyük izlenme/okunma oranı olan basın ve yayın kuruluşlarının satışlarının milli çıkarlar doğrultusunda olup olmadığı denetlenmelidir. Çünkü basın demokratik toplumların yönlendirici, aydınlatıcı güçlerinden biridir.

1.5.Yazılı ve görsel basının kendi içinde denetleme kurulu kurulmalı, haksız haberlerin yayınlanması, medyanın gücünün kötü yönde kullanımı -Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli çıkarlarına, Milli varlığına kastedici, para ya da çıkar karşılığı kasıtlı haberler de dahil olmak üzere kişisel, grupsal çıkarlar doğrultusunda, tehdit unsuru olarak kullanımı, halkı kasıtlı olarak yanlış yönlendirme vb- durumunda yasal düzenlemelerle de desteklenecek yaptırımlarda bulunulmalıdır. 

1.6.Yazılı ve görsel basın çalışanlarının insanca yaşam koşullarına sahip olmaları, toplumun özgür haber alma hakkıyla birlikte düşünülmelidir. Bu nedenle çalışma koşulları düzenlenmeli ve insan onuruna uygun ücret almaları sağlanmalıdır. Haber kaynakları ve medya sahipleri karşısında yazılı ve görsel basın çalışanlarının özgür kimliğinin korunması sağlanmalıdır. Demokratik toplumların örgütlü toplum olduğu gerçeğinden hareketle, yazılı ve görsel basın çalışanlarının örgütlenmelerinin önündeki tüm kısıtlamalar kaldırılmalı, çalışanların mesleksel örgütlenmesi konusunda her türlü kolaylık gösterilmelidir.

1.7.Basın Kartı sahibi, basında en az beş yıl çalışmış 25 basın mensubu bir araya gelip, basın ve yayın kuruluşu kurmak istediklerinde devlet bu oluşumun giderlerini desteklemelidir. Ancak yayın politikaları Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Çıkarlarına, Milli Varlığına kastedici, yasalara aykırı olmamalıdır.

1.8.Gönüllü muhabirlerin haberlerini para talep etmeden verebilecekleri, alt yapısı -bilişim alt yapısı ve fiziksel mekan olarak- Devlet tarafından hazırlanan bir haber merkezi oluşturulmalıdır. Bu merkez de bu haberleri tüm Anadolu basın ve yayın kuruluşlarına bedelsiz olarak kullanma hakkı vermeli, böylece haberlerin özgürleştirilmesi, siyasal ya da finansal yapıdan uzaklaştırılması sağlanmalıdır. Ancak yayın politikaları Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Çıkarlarına, Milli Varlığına kastedici, yasalara aykırı olmamalıdır.

1.9.Milli Savunma Bakanlığı’nın adı “Türk Savaş Bakanlığı” olmalı ve;

1.9.1.Türk Milleti aleyhine olan ekonomik hareketleri denetlemek ve görüş bildirmek,

1.9.2.Türk Milleti aleyhine olan siyasal hareketleri denetlemek ve görüş bildirmek,

1.9.3.Türk Milleti aleyhine olan kültür ve eğitiminin maruz kalacağı hareketleri denetlemek ve görüş bildirmek,

1.9.4.Türk Silahlı Kuvvetlerinin siyasal kanadını oluşturmak -şuandaki Milli Savunma Bakanlığının görevi-görevlerini ifa etmeli, AB, ABD vb. sömürgeci dış güçlerin Türklere karşı hain emelleri püskürtülüp, kaybedilmiş cepheler kazanıldıktan sonra adı tekrar “Türk Savunma Bakanlığına” dönüştürülmelidir.

1.10.Türk Devletleri ile askeri bilgi alışverişi gerçekleştirilmeli, ortak tatbikatlar planlanıp uygulanmalıdır.

1.11.Türk Devletleri ile ortak askeri sanayi kurulmalıdır.

1.12.Her Türk Devletinde en az bir tane olmak üzere 5. kademe onarım merkezi açılmalı bu konuda Türk Silahlı Kuvvetleri yol göstericilik yapmalıdır.

1.13.Askeri Lise, Savaş Okulları ve Savaş Akademileri’nde her Türk Devletine ekonomimizin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin eğitim/öğretim programının elverdiği en fazla sayıda öğrenci kontenjanı ayrılmalı, Türk Devletlerinde de özel birlik eğitim alayları kurulmalıdır. Bunun Türk Devletlerinin yakınlaşması, birbirini anlaması, bir bedenin parçaları olduğunu hissetmesi, askeri yaklaşım olarak birbirlerini anlama ve tüm Türklerin yol başı Mustafa Kemal ATATÜRK’ün eserlerini yerinde görme, O’nun her alandaki modellerini benimseme konularında sayısız yararları olacaktır.

Can ve Mal Güvenliği

Madde 2.


2.1.Günümüzde, ayrılıkçı terör, ekonomik nedenlerden bağımsız, tümüyle siyasal niteliktedir ve nihai hedefleri ülkenin bölünmesinden yanadır. Türkiye topraklarında Türkleri işgalci görme gibi hastalıklı bir düşünceyi savunmaktadırlar. Nihai hedeflerini bile bile siyasal çözüm aramak terörün ekmeğine yağ sürecektir. Çünkü askeri yöntemlerle bu işi başaramayacaklarını anlayan ayrılıkçı güçler, nihai hedeflerine varmak için yeni taktik olarak önce siyasi mücadeleyi seçmişlerdir, bunun peşi sıra eyalet sistemini gerçekleştirmek isteyeceklerdir. Arkasından da bağımsızlıklarını ilan etmeyi düşünmektedirler.  Şimdi bu adımları bilerek siyasal çözümler aramak, bu katilleri muhatap alıp görüşmek, sözlerini ciddiye almak vatana ihanetle eşdeğerdir. Türkiye Cumhuriyeti’ne kast etmek amacıyla silahlı olarak dağa çıkan güçler Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdırlar, kendilerine tercih ettikleri bu yolla cevap verilmelidir. Kısaca silahıyla saldıranlara yanıt askeri yöntemdir.

2.1.1.PKK Koordinatörlüğü, AB Genel Sekreterliği gibi dış kaynaklı, Devletin aleyhine işleyen kurulmuş sistemler kaldırılmalıdır.

2.1.2.Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerini, Milli birlik ve bütünlüğünü pekiştirecek biçimde ayrılıkçı terör bitirilmeli, bu mücadeleye ayrılan kaynaklar Türkiye Cumhuriyeti ekonomisine aktarılmalıdır.

2.2.
Türk Emniyet Güçleri'nin elini kolunu bağlayan yasalar gibi dış kaynağa bağlı olarak değiştirilen yasalar tekrar gözden geçirilmeli, Türk Emniyet Güçleri ataletten kurtarılmalıdır.

2.3.Özel Güvenlik Görevlileri Lise sonrası 8 ay sürekli eğitim almalı, yarı kamu görevlisi statüsü ile sicil sistemi getirilmeli ve sicilleri Türk Emniyet Güçlerinde olduğu gibi değerlendirilmelidir.

2.4.Türk Emniyet Güçleri Türk Devletleri ile öğrenci, eğitim, bilgi alışverişi için sıkı işbirliğine girmelidir. Tespit edilecek belli sürelerde personel değişimleri yapılmalıdır.

İş

Madde 3.


“Arkadaşlar yeni Devletimizin, yeni hükümetimizin tüm program çalışma esasları ekonomi programından çıkmalıdır, çünkü her şey bunun içinde saklıdır. Bu nedenle evlatlarımıza o doğrultuda ilim ve kültür vermeliyiz ki ticaret, tarım ve sanat dünyasında ve bütün bunların çalışma alanlarında yararlı, etkili, çalışkan ve yaratıcı olsunlar. Bunun için eğitim programlarımız ve Devlet kurumları ve birimleri için planlanacak olan programlar ekonomi programına dayanmak zorundadır. Esaslı bir program üzerinde tüm ulusu uyumlu olarak çalıştırmak gerekir”

Mustafa Kemal ATATÜRK (1923 İzmir İktisat Kongresi.)


Ekonominin bir ülkenin belkemiği olduğu ve ekonomide tam bağımsızlık sağlamadan milletlerin bağımsız olamayacağı bilinci ile; Mustafa Kemal ATATÜRK’ün belirttiği gibi tüm programlarımızı ekonomi programına dayandırırken, ekonomi programımızı da Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ilkeleri doğrultusunda oluşturduk. Ülkenin çağdaş, istikrarlı, gelişen, hakça bir gelir dağılımıyla yüksek yaşam niteliğinin gerçekleştiği, esaret altına alınmamış bir ekonomiye sahip olması için gerekli koşulun; ilkeleri pazar konumundaki ülkeleri sömürmek olan sömürgeci ülkelerin pazarlarına uyguladıklarını/uygulattırdıklarını yapmak değil, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bağımsızlık yolunun izlenmesi olduğunu biliyoruz.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Milliyetçiliğinin temeli, Türk Milliyetçiliğidir ve tüm siyasetlerin üstündedir, bu Milliyetçilik anlayışı vatanını seven, kökenine bakmaksızın “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyebilen, vatanına özveriyle hizmet eden herkesi Türk kabul eden anlayıştır. Bu olağanüstü çağdaş Milliyetçilik anlayışı, geçmişte/şu anda olduğu gibi gelecekte de sömürgeci/işgalci güçlerin önündeki en büyük tehlikedir. Bu nedenle ekonomi anlayışından, siyasal, toplumsal, askeri, kültürel anlayışına kadar tüm alanlardaki Mustafa Kemal ATATÜRK ilkeleri silinmeye, Türkiye Cumhuriyeti tam teslim alınmaya çalışılmaktadır, çünkü bu ilkelerin bilinmesi, uygulanması, diğer ülkelere örnek olması sömürgeciliğin/işgalciliğin önündeki en zorlu düşmandır. Zira sömürgeci/işgalci güçlerin bünyesinde büyüyen tröstler, Milli olan her şeyi, merkeziyetçi (üniter) ulus devletlerini; gelişimlerini, azgınca sömürebilmelerinin önündeki en büyük engel olarak görmektedirler, hele de en geniş yeryüzü coğrafyasına dağılmış tek Millet olan Türk Milleti, tröstlerin geleceklerinin kabusu olmaya adaydır, bir de yolları Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yoluysa tröstlerin gördüğü kabus kolayca gerçeğe dönüşecektir ve sömürgeci/işgalci güçler bunun bilincindedir.

Türk Vatanseverleri olarak tüm Milli sermayeyi, özellikle Milli karakterli küçük ve orta ölçekli sanayiyi destekleyip, teşvik ederek, Milli ekonomiyi canlandırmayı, böylece iş alanları oluşturup, işsizliği azaltmayı hedeflerken, insanların çalışacakları işe göre eğitim almalarını sağlayıp, çalışanların bilgi kalitesini yükseltmeyi amaçlamaktayız.

“Devletçiliğin bizce anlamı şudur: kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini Devletin eline almak.”

“Prensip olarak Devlet, kişilerin yerine geçmemelidir, fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır.”

“Zaruret olmadıkça piyasalara karışılmaz, bununla beraber hiçbir piyasa da başıboş değildir.”

Mustafa Kemal ATATÜRK


Devletçilik bireysel girişimciliği yadsımamakla birlikte Milli çıkarlar doğrultusundaki kısa, orta, uzun vadeli planlarına uygun olarak ekonomiyi yönlendirmelidir.

Küreselleşme yutturmacasının arkasındaki azgın sömürgeci tröstler/devletler işgal ettiği ülkelerde işbirlikçi hükümetler kurmakta, yazılı ve görsel bir kısım basını satın almakta, ülkelerin yeraltı/yer üstü kaynaklarını talan etmekte, ekonominin her köşe başını kendi istediği gibi düzenlemekte ve çok kısa zamanda ülkeleri köleleştirmektedirler ve ne yazık ki Türkiye’nin manzarası şu anda böyledir.

“Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil, fakat kişisel ve sosyal hayat için iş bölümü itibarıyla çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir”
                                                                                            
Mustafa Kemal ATATÜRK

Hiçbir kısıtlama olmadan özgürce seçme seçilme şansına sahip insanların, kendi meslek gruplarıyla ilgili örgütlenmelerde de eşit haklara sahip olarak, kendi ekonomik çalışmalarında sektörü ve kendisi için en iyisini yaparken, devletin uzun ve kısa vadeli planları doğrultusunda diğer ekonomik birimlerle bütünleşerek, iş birliği içinde ülke ekonomisinin en verimli şekilde gelişmesine katkıda bulunmaları sağlanacaktır.

3.1.Kaynak Yönetimi

3.1.1.Ülkemizde, yeraltı/yer üstü kaynaklarımız bugüne kadar verimli olarak kullanılamamış/kullandırılmamıştır. Kaynaklarımızın çıkarma ve işletme hakları yabancı ülkelere devredilerek, bu zenginliklerimizi ülke ekonomisine kaynak olarak aktarma umudumuz tümüyle yok edilmeye çalışılmaktadır.

Oysa altın rezervi sıralamasında; dünyada saptanan 43.000 ton altın rezervinin 20.000 tonuna sahip olan Güney Afrika birinci sırada yer alırken, tahmini 6.500 tonla Türkiye ikinci, 4.770 tonla da ABD üçüncü sırada bulunmaktadır. Türkiye’nin sahip olduğu 6.500 ton altın potansiyelinin değeri, 70 milyar dolardır, bu potansiyelin ülke ekonomisine yaratacağı katma değer ise 300 milyar dolar civarında gerçekleşecektir, yine bu potansiyelin yaratacağı doğrudan istihdam 6.500 kişi ve dolaylı istihdam ise 105.300 kişi olarak tahmin edilmektedir.

Öte yandan dünya bor madeni rezervinin %63’ü Türkiye’dedir. Yeni arama çalışmalarının yapılmasıyla Türkiye bor rezervlerinin iki katına bile çıkabileceği iddia edilmektedir. Türkiye'den sonra ikinci kaynak ülke ABD olup, dünya rezervlerinin %13'ü civarında bir payı olduğu bilinmektedir. Ancak ABD, boru uzun süredir endüstrinin çeşitli alanlarında kullanmakta olduğundan, yakın gelecekte bor rezervlerinin tükenmesi tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Türkiye Cumhuriyetinin Milli çıkarları açısından bugüne kadar ki tüm yeraltı/yer üstü kaynaklarının satış anlaşmaları tekrar gözden geçirilmelidir, yasal düzenlemeler tamamlanıp, mümkünse iptali yoluna gidilmeli, eldeki kaynakların satışı engellenmeli ya da Milli çıkarlar doğrultusunda çıkarılan yasalarla sınırları belirlenmeli, ayrıca elde edilecek gelirler kesinlikle yerel yönetimlerde değil, merkezi yönetimde toplanmalıdır.

Bunun yanı sıra MTA, TPAO gibi kurumlar yasal düzenlemelerle güçlendirilmeli, geçmiş dönemdeki yanlış uygulamalar düzeltilmeli, aksatılan/aksattırılan tüm yararlı olabilecek çalışmalar yeniden yapılandırılmalı, güncel gelişmelere göre yeni etkinlik alanları açılmalı, ödenekleri artırılıp, dallarında tek otorite olarak çalışmaları sağlanmalıdır, çünkü bu gibi devlet kurum ve kuruluşları 80  yıldır nitelikli elemanlar yetiştirmiş, devlet o düzeye gelene kadar elemanlara, cihazlara büyük yatırım yapmış, Milli çıkarlar açısından atıl bırakılamayacak duruma gelinmiştir.

3.1.2.II. Dünya Savaşı sonrasında ekonomik açıdan güçlü durumdaki ABD, yıkılan Avrupa’ya uzun vadeli kredilerle destek vererek; dünya ticaretini canlandırmak için IMF’nin,  yeniden yapılanmayı sağlamak içinde Dünya Bankasının kurulmasını sağlamıştır. Bu kuruluşların amacı ekonomik sorun içinde olan üyelerine finansman sağlamak, bunu yaparken faiz kazancı oluşturmak, aynı zamanda borç verdiği ülkenin yönetimini avucuna alarak kolay bir pazar haline getirmekti. Türkiye IMF’ye 11 Mart 1947 tarihinde üye olmuştur, 1962 yılında ilki yapılan stand-by anlaşmaları ile de ülke ekonomisinin düzelmesi ve verilen borçların geri ödenebilmesi için uyulması gereken istikrar programları adı altında, IMF politikaları ile hükümetlerimizin para politikaları üzerinde baskı uygulanmaya başlanmıştır. Zaten dünya geneline baktığımızda da 1980’den sonra IMF’nin artık ülke ekonomilerine yardım etmekten çok, ekonomi politikalarını yönlendirmeye çalışan bir kurum haline geldiğini görüyoruz. Ayrıca önerilen istikrar programları, ülkelerde siyasal istikrarsızlığın artmasına hatta bu istikrarsızlığın süreklilik kazanmasına neden olmuştur.

Türkiye açısından baktığımızda 2001’den itibaren de açık bir işgal politikasının uygulanmaya başladığını görüyoruz, son yıllarda hükümetlerin yanlış politikalarının da yardımıyla işgal tam olarak gerçekleşmiş ve ülke ekonomik anlamda teslim edilmiştir.

Piyasada dolaşan para miktarının kontrolü, -diğer maliye politikaları; fiyatlar, ücret artışları, yatırım kararları ile koordineli gittiği takdirde-  YTL ve döviz arasında dengeyi sağlayarak, ekonomiyi, üretici ve tüketici için dengede tutabilmek adına müdahele etmek, istikrarlı bir büyüme ve kalkınma sağlayabilmek için en önemli araçlardan biridir. Çok açıktır ki bu kararları alıp, uygulayan yönetimler Milli olmak ve ülke çıkarlarını gözetmek zorundadır. Ancak ne yazık ki ülkemizde bu kararlar, bizim adımıza IMF tarafından verilmekte ve doğal olarak kendi çıkarlarına göre ekonomimizi yönlendirmektedirler. Emisyon hacmi olması gerekenden çok olduğunda tüketim enflasyonu, az olduğunda ise maliyet enflasyonu sorunu ortaya çıkmaktadır, piyasa koşullarının her ikisinin istenmeyen yönünden de etkilemeyecek şekilde para arzının belirlenmesi, Merkez Bankalarının temel sorunudur.


IMF, 2001 yılına kadar çeşitli politikalarla para arzının yönetimine çeşitli müdahalelerde bulunurken, 2001 yılı Şubat krizi sonrasında daha önce imzalanmış olan “stand-by” anlaşmasını değişen koşullar altında yeniden şekillendirerek, para arzı yönetimini tümüyle kendine hizmet eder hale getirmiştir.

2001’de geçilen serbest dalgalı kur uygulaması ile para arzını kurla frenleme yöntemi terkedilmiştir. IMF kredisinin Hazine’ye kullandırılması ile ortaya çıkan likiditeyi çekmek ya da Merkez Bankasının Net İç Varlıklarında oluşacak artışın parasal tabanı etkilemesini önlemek için, piyasaya sürülecek dövizle fazla YTL.’nin  satın alınması, yabancı paranın Türk lirasının yerine ikame edilmesi ile de YTL. basım ihtiyacının ortadan kaldırılması istenmektedir. Böylece yabancı parayı basan ülkelere senyoraj hakkı -Merkez Bankalarının bastığı paraların basım maliyeti ile paranın üzerinde yazan değer arasındaki farkın getirisi- devredilerek, önemli bir gelirden vazgeçilmekte, öte yandan Merkez Bankasının kendi şartlarıyla oluşturabileceği emisyonun yerini daha yüksek maliyetli, faiz yükümlülüğü olan yabancı para almaktadır. Bu maliyetli para giderek faizleri artırarak, üretim maliyetini artırmakta, ithalatı, ihracata göre daha ucuz hale getirerek, ülkede genel anlamda yatırımcının -sanayi ya da tarımsal- üretimi tercih etmemesine neden olmaktadır. Böylece üretimsiz bir tüketim ekonomisi ile iyice dışa bağımlı hale gelen tüm piyasalarımız, sömürgeci/işgalci güçlere teslim edilmiştir.

Bu işgali önleyebilmek için her şeyden önce dış borçlanma tamamen bırakılmalı, IMF ve benzeri dış finans kaynaklarıyla ile ilişkilerimiz hızla tasfiye edilmelidir. Merkez Bankası ülke çıkarlarını gözeterek gereken emisyonu oluşturmalı, piyasada milli para kullanılmalıdır. Zaman içinde hedefimiz iç borçlanmanın da sıfıra çekilmesidir.

3.1.3.Merkez Bankasında para arzı düzenlemeleri ve dış borçlanmanın bitirilmesi ile düşecek faizlerle, öngörülen genişlemeye kavuşan emisyon hacmiyle, bankacılık sektörü rahatlatılarak, likidite ihtiyacı için yabancı ortak arayışından vazgeçmesi sağlanmalıdır.

3.1.4.Döviz kurlarındaki trende bakıldığında son yıllarda dolar bazında YTL’nin gerçek değerini yansıtmadığı görülmektedir, ithalatın, ihracata oranı sürekli artan Türkiye’de dış ticaret açığı giderek büyümektedir. Bizim hedefimiz; üretim yapmanın cazibesini ortadan kaldıran dış borçlanmanın yarattığı yüksek maliyet yaratıcı unsurları ortadan kaldırarak, ithal girdi maliyetini minimumda tutmaya çalışarak, üretimi dış piyasa koşullarıyla rekabet edebilecek nitelik ve niceliğe çekmek ve ihracatı artırırken, iç piyasa talebini karşılayacak duruma gelen üretim kapasitesinin ithalatın yerini almasını sağlayarak, dış ticaret açığını kapatmaktır. Böylece sağlanan dış ticaret dengesi, uygulanacak doğru para politikalarıyla istikrarlı ve gerçek değerini gösteren bir döviz kuru oluşturacaktır.

3.1.5.Piyasalarda Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Sermaye Piyasası Kurumunun (SPK) etkinliği artırılacak, denetleme düzeneği güçlendirilecektir.

Finans sektörünü oluşturan kuruluşlar milli olmalıdır. Bankaların yanı sıra, aracı kuruluşlarda artık yabancı sermayenin elindedir, bu durum Milli çıkarlar doğrultusunda, yasal düzenlemelerle kontrol altına alınacaktır.

3.1.6.Borsa, şirketlerin nakit ihtiyacını karşılamak için yeni ortaklar edindirerek, yeni yatırımlara kaynak yaratmak amacıyla çalışması gerekirken, spekülatif amaçlı kar etmek için kullanılan bir piyasa konumuna gelmiştir. Şirketlerin sermaye gelişimine ve büyümesine çok az katkıda bulunduğu gibi, yabancılarında kolaylıkla girebildiği bir piyasa durumuna gelmiştir. Yabancı sermayedarlar da borsaya spekülatif amaçla gelmekte, istediği karı elde ettikten sonra, değişmeyen döviz kurundan tekrar döviz alıp, piyasaya getirdikleri dövizden daha fazlasını ülkelerine geri götürerek, Türkiye’nin dış borcunun artmasına yol açmaktadırlar.

Buna engel olmak için, Türk menkul kıymetleri üzerine yabancı portföy yatırımcılarının yaptıkları işlemlere belli sınırlamalar getirilmelidir.

Borsada yatırım tröstüne engel olacak yasal düzenlemeler yapılandırılmalıdır.

İç ve dış sermaye hareketlerinin devlet maliyesine olumsuz etkisine izin verilmemelidir.

Borsa dışı teşkilatlanmış menkul kıymetler piyasaları geliştirilerek, küçük ve orta ölçekli sanayinin gelişimine kaynak yaratılmalıdır.

3.2.Üretim

3.2.1.Gelişen ve artan tröstler, liberal ekonomiyi kullanarak ulusal devleti, pek çok işlevinin yanı sıra ekonomik anlamda da küçültmeyi hedeflemektedirler, çünkü amaçları, o ülkeleri, devletlerin yerine kendilerinin yönetimi altına almaktır, aynı zamanda küreselleşme ülkelerin gelir dağılımındaki dengesizliği artırmakta, gelirin büyük bir kısmının kullanımını yönlendiren, çok yüksek gelir düzeyine sahip azınlıktaki grubun, çoğunluktaki halkın üzerinde baskı kurmasını ve onları da istediği gibi yönlendirmesini sağlamaktadır. Bu grup aynı güçle devletler üzerinde de baskı kurmakta, onları ekonomik anlamda küçülterek işlevsiz hale getirmektedirler. Baskılar ve doğru değerlendirmeleri yapmaktan yoksun hükümetler sonucunda, özellikle az gelişmiş ya da gelişen ülkelerdeki ulusal ve ulus devletler, giderek yok olmaktadırlar. Ulusal ve ulus Devletlerinin işlevlerini yitirmesi ise sosyal adaletin giderek yok olması sonucunu doğurmaktadır. Hükümetler yanlış ekonomik ve mali politikalar uygulayarak, halkın doğru ve adil yönetimi için gerekli olan gelirlerden vazgeçmekte, yanlış vergi politikalarıyla gelirlerindeki azalma sonucu, giderek tröstlere daha çok borçlanmakta, bunun sonucu olarak ta onların boyundurukları altına girmektedirler. Maddi yetersizlikler ve baskılar Devletin toplumsal hizmetlerini de olumsuz etkilemekte, hükümetler, fakirliği iyice artan çoğunluk grubun ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelmektedirler.

Türkiye'de özellikle Devletin yönetimindeki kuruluşlar değerleri düşürülüp, işgalci/sömürgeci oluşumlara gerçek değerlerinin çok altında, peşkeş çekilmektedir. Oysa Devletin halkına; ekonomik, güvenlik, siyasal,  sağlık, sosyal, eğitim/öğretim, kültürel vb. alanlarda hizmet verebilmek için çeşitli kuruluşları kurmak ve çalıştırmak yükümlülüğü vardır. Bu bağlamda Devlet, bireysel girişimcilerin az kazanç nedeniyle girmedikleri alanlarda, kazanç hesabı yapmadan, toplumsal alanlara Milletin yaşam kalitesini yükseltmek için yatırım yapmalı, yüksek maliyetli araştırma-geliştirmeleri üstlenmelidir. Stratejik Kamu İktisadi Teşekküllerini bünyesinde bulundurmalıdır, emeklilik ve sağlık, eğitimsel, kültürel, hizmetler asla özel girişimciliğe teslim edilmemelidir.

Sektörlere destek vermek için kurulan kalkınma bankalarından hala Devletin yönetiminde olanlarının satılma işlemleri durdurulmalı, satılan bankaların işlevleri tekrar gözden geçirilerek, kalan bankalara bölüştürülmelidir.

Milli çıkarlara zarar veren özelleştirmelerin, uygulamaların onarılması yoluna gidilmelidir.

Özel sektörün yaptığı bazı yatırımlara da Milli hedefler ve önceliklere göre sınır koyulmalıdır.

Ekonomik bedeli olan, Devlet için yararlı olan yarım kalmış tüm yatırımlar bitirilip, yeni yatırımlar tasarlanmalıdır.

Yabancı sermayenin Milli güvenliğe, Milli çıkarlara zarar verecek alanlara yatırım ve alımlar yapması engellenmelidir.

3.2.2.İşgalci/yayılmacı güçlerin bir ülkenin ekonomisini tümüyle ele geçirmek için kurduğu sistem, kendi işleyişi gereği ithalatı üretime tercih eden bir yapı oluşturmuştur, biz her alanda üretimi artırıcı uygulamalarla sanayi yatırımlarımızı lokomotif gibi kullanarak, ekonomide tam bağımsızlığımızı amaçlamalıyız. Bunun sonucu olarak da üretim nicelik ve nitelik olarak artırılıp, iç piyasa talebi karşılandıktan sonra, ihracat ağırlıklı üretim teşvik edilmelidir.

Yenilenebilir enerji kaynaklarında kullanılan teknolojik cihaz ve ekipmanların ülkemizde üretilmesi için gerekli teşvikler sağlanmalıdır.

Her alanda teknolojik gelişmeler izlenmeli, araştırılıp, geliştirilmeli ve üretilmelidir.

Üretim yapan sektörlerin teknolojik alt yapı maliyetlerini karşılamak için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

3.2.3.Yeraltı/yer üstü kaynakların aranması, bulunması, fizibilitesi, çıkarılması, işlenmesi, pazarlanması tercih edilmelidir, zira tüketimi sırasında ekonomiye yarattıkları katma değer çok yüksektir, yeraltı/yer üstü kaynakları hammadde olarak değil, işlenmiş mamul mal olarak ihraç edilmelidir.

3.2.4.Tarım, hayvancılık sektörleriyle gelişen ekonomik şartlarla baş edebilmesi, rekabet koşullarının içinde erimeden faaliyetlerini sürdürebilmeleri için konulara, bölgelere göre kooperatifleşme teşvik edilmeli ve hızla yayılmalıdır.

Tarım ve Hayvancılık alanında araştırma, geliştirme, koruma enstitüleri kurulmalıdır.

Tarım ve hayvancılığı destekleyen Ziraat Bankasının daha etkin kullanımı sağlanmalıdır.

Tarım ve hayvancılık alanında işgalci/yayılmacı güçler tarafından konan tüm kotalar kaldırılmalıdır.

3.2.5.Tarım sektörünün gelişimiyle;

İstihdam yaratılarak, büyük kentlere göç ve işsizlik sorunlarına çözüm getirilmeli,

Tarım ürünlerinin ithalatı engellenip, ülke tekrar kendine yeter hale getirilmeli,

Tarım destek verici politikalarla tekrar canlandırılarak, bu konuda çiftçimiz, dolayısıyla vatan aleyhine alınmış tüm kararlar yeniden düzenlenmelidir.

3.2.6.Tarım sektörü tarımla ilgili her konuda olduğu gibi genetiği oynanmış tohumlar konusunda da, bilinçlendirilmeli, ekolojik tarım öncelikli olmalı, insana zararlı, su kaynaklarını kirletici yapay gübre ve hormonlar yasaklanmalıdır.

Biyodizel yapımı için gereken yağlı tohumlar yetiştirilerek, ithal edilme ihtiyacı ortadan kaldırılmalıdır.

Köy işleri hizmetleri yeniden yapılandırılmalı ve işlevleri artırılmalıdır.

3.2.7.Çok düşük olan hayvansal ürün tüketimi artırılarak, insanların beslenme kalitesi yükseltilerek, sağlık koşulları düzeltilmeli, hayvan üretiminin artırılıp fiyatların düşürülmesi amaçlanmalıdır. Devlet müdahale fiyatları ile üreticiyi korurken, tavan fiyatları ile de tüketicinin zarar görmesini engellemelidir.

Hayvancılığın tüm tarım ürünleri içindeki üretim payı artırılarak, Türkiye hayvancılık alanında kendi kendine yetebilen ve hayvansal ürün ihracatçısı bir ülke haline getirilmelidir, hayvansal ürün ihracatının tüm ihracat gelirleri içindeki payı yükseltilmelidir ve hayvancılığı üretici için karlı hale getirerek, hayvancılık sektöründeki istihdam arttırılmalıdır.
Türkiye coğrafyasına ve iklim şartlarına uygun, yüksek verimli bir yerli ırk geliştirilmelidir, bunun için damızlık canlı hayvan ithalatının sadece Devlet eliyle yapılması, sperma ithalatının da Devletin belirlediği kalite ve standartlarda yapılması ve kontrol altında tutulması sağlanmalıdır.

Et ve et ürünleri ile canlı hayvan ithalatı kesin olarak durdurulmalı. AB’ye yıllık olarak taahhüt edilen büyük baş hayvan ithalatı taahhütü ortadan kaldırılmalıdır.

Sınırlarımız kontrol altına alınıp, kaçak hayvan girişi önlenmelidir.

Özelleştirilen Devlet Üretme Çiftlikleri (DÜÇ) tekrar kurulmalı, hayvancılığa örnek olacak biçimde yeniden düzenlenmeli ve bunların yönetimleri tarım ve hayvancılık alanında araştırma, geliştirme ve koruma enstitülerinde olmalıdır.

Üreticilere; yetiştiricilik, hayvan sağlığı, verimin arttırılması, örgütlenme, gibi konularda bilgi akışı sağlanmalıdır.

Ülke şartlarına uygun aşı, serum, ilaç üretiminin miktarı ve kalitesi arttırılmalıdır.

İhracatta rekabet gücünü arttırmak için işlenmiş ürününün ihracını teşvik edici destekler sağlanmalı, Türk Devletlerine yönelik olanaklar sağlanarak, her alanda olacağı gibi bu alanda da sıkı bir işbirliği sağlanmalıdır.

Küçük aile işletmeleri krediler ile desteklenerek, modern yöntemlerin uygulandığı büyük işletmeler haline getirilmelidir.
Hayvancılığın yoğun olduğu bölgelerde entegre işleme tesislerinin kurulması özendirilmelidir.

3.3.Tüketim

3.3.1.Yerli Malı kullanımının artırılması için, tüketici hakları konusunda Türk Milleti bilinçlendirilmelidir.
İthalat ancak üretim için kullanılacak mallar için kolaylaştırılmalı,  ithalatı cazip kılıcı politika ve uygulamalar bırakılmalı, dış güçler tarafından halkın ve üreticinin bilinçli olarak ithalat lehine değiştirilen tercihleri ülke içine yönlendirilmeli, iç piyasa korunmalıdır.

3.3.2.Hammaddeler ancak ülke içindeki talebin fazlası kadar ihraç edilebilir, mamul mal ihracatı teşvik edilmelidir.
Gümrük politikalarında dış ülkelerin çıkarları değil, ülkemizin çıkarları gözetilerek, üretim ve ihracatı teşvik edici uygulamalara geçilmelidir.

Serbest bölgeler Milli çıkarlar doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir.

3.3.3.Dış ekonomik ilişkilerde Milli çıkarlarımıza ters düşen uluslararası antlaşmalardan uzak durulmalı, yapılmış olanlar tekrar gözden geçirilmeli eğer zarar söz konusuysa, iptali yoluna gidilmelidir.

Türkiye Cumhuriyetinin birliğine, bütünlüğüne ve her alandaki bağımsız varlığına, yapısı ve düşünceleri gereği karşı olan AB, IMF ile ilişkiler kesinlikle bitirilecektir.

3.3.4.Tröstlerin tekelciliğine izin verilmemelidir, anti tröst yasalar çıkarılmalıdır, tröstlerin fiyatları kontrol etmelerini engelleyici önlemler alınmalıdır.

Tekelcilik yaratarak ekonomi ve Devlet üzerinde baskı kurmaya çalışan tröstler denetim altına alınmalıdır.

3.3.5.Küçük ve orta ölçekli firmalar desteklenerek, ekonomiye katkıları artırılmalıdır,

Küçük ve orta ölçekli işletmelerin yeni pazarlara açılması, yeni üretim teknolojilerine kavuşturulması, yeterli AR-GE çalışmalarının yapılması ve istihdam olanaklarının geliştirilmesine çalışılmalıdır.

Çevre koruma kapsamında küçük ölçekli çevre dostu teknoloji üreticileri desteklenip, eko-endüstrileri özendirilerek, KOBİ’leri çevre yatırımlarına yönlendirecek teşvikler getirilmelidir.

Küçük ve orta ölçekli işletmelerin alternatif bir pazar olarak internet pazarını kullanımlarını yaygınlaşmak için iyi bir bilgilendirme ile özendirici teşvikler getirilmelidir.

3.4.Ekonominin Eşgüdümü, Maliye Politikamız

Bütçenin denkliği ve Milli kaynaklara dayanması esastır. Yapılandırılacak ve yenilenecek kamu kuruluşları için gereken bütçe ayrılmalıdır.

Milli gelirin dağılımındaki adaletsizliği giderebilmek için dolaylı vergilerin dolaysız vergilere oranını düşürmek hedefimizdir.

Kayıt dışı ekonominin, kayıt altına alınabilmesi için adaletli bir yapılanmaya gidilmelidir, düzenli, etkin, tarafsız denetim önkoşuluyla, gelir ve servet vergi oranları düşürülerek, KDV, ÖTV oranları gelir dağılımının dengelenmesi yönünde yeniden gözden geçirilmelidir.

Vatandaşlar vergi gelirlerinin nerede ve ne şekilde kullanıldığı konusunda doğru ve ayrıntılı şekilde bilgilendirilerek ve bu harcamalar her ayın ilk günü ilan edilerek, vergi sistemine istekli katılımları sağlanmalıdır.

3.5.Türk Devletleri ile Ekonomik İlişkiler Politikamız

Türk Devletleriyle Ortak Pazar, Gümrük Birliği ve ekonomide akla gelebilecek her alanda işbirliğini artırma amaçlanmalı, hatta nihai hedef tam anlamıyla entegrasyon olmalıdır.

Barınma

Madde 4.


4.1.Mülk edinme konusunda, ulusal çıkarlar doğrultusunda yeni yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

4.2.Bayındırlık ve İskan Bakanlığının çalışma esasları yeniden düzenlenmeli, imar kanunu gözden geçirilmeli, birim fiyat hazırlama esasları günün şartlarına uygun olarak yeniden düzenlenmeli, yüksek fen kurulu aktif hale getirilmelidir.
Milli çıkarlara ve Devlet politikasına uygun olması için büyük ölçekli imar planları, yatırım ve uygulama işleri Bakanlık tarafından yapılmalı, kontrollükler illere bırakılmalıdır.

4.3.Yapım işlerine ait işlevini yitirmiş tüm kanun ve yönetmelikler günün koşullarına uygun olarak yeniden düzenlenmeli, deprem ve benzeri tüm olumsuz koşullar göz önünde bulundurularak, eski yapılar dahil olmak üzere tüm yapıların denetlenmesi etkinleştirilmeli, garaj ve sığınak gibi yaşam kalitesini etkileyen unsurların ihlali engellenmelidir.
Bu denetlemede gerek duyulan yeni yasal düzenlemelerle teknik müfettişlik sistemi işler hale getirilerek yetki ve hız açısından yeniden organize edilmelidir.

4.4.Laboratuar ve Ar-Ge çalışmalarına önem verilmeli, insan sağlığına zararlı malzemelerle ilgili standartlar geliştirilerek, bunların kullanımları yasalarla engellenmelidir.

Sağlık ve İlaç

Madde 5.


Devletin halka sunduğu sağlık sistemlerinin adım adım özelleştirilmeye çalışıldığı gözlenmektedir; hastane hizmetleri, “hizmet alımları” şeklinde özel sağlık kuruluşlarına kaydırılmakta, yerli ilaç yerine ithal ilaç kullanımı desteklenmekte, bunun sonucu olarak da yerli ilaç sanayi göz ardı edilmektedir. Toplumsal hizmetlerin devletin sırtında kambur olduğunu düşünen bir anlayışın Türkiye’de hakim kılınmaya çalışıldığı uygulanan politikalardan anlaşılmaktadır. Türk Milletine yakışan sağlık politikasının yabancıların işgal politikalarını kabul etmek değil, ulusal sağlık politikasını uygulamak olduğunun bilincindeyiz. Buradan hareketle;

5.1.İlaçların fiyat ve satış politikaları yeniden düzenlenmeli, hiçbir şekilde ilaç reklamlarına izin verilmemelidir.

5.2.Türkiye ekonomisi ithal ilaç ve tedaviler konusunda ciddi maddi kayba uğramaktadır. İlaç ve tetkik savurganlığının önlenmesi için Üniversitelerin Eczacılık ve Tıp Fakültelerinde ilaç ve hastalık araştırmaları için ayrılan ödeneklere verilen destek artırılmalıdır.  

5.3.Türkiye’de bireylere sunulan özel-kamu tüm sağlık hizmetleri “Türkiye Sağlık Hizmetleri Veri Tabanı”na vatandaşlık numarasına göre işlenmelidir. Vatandaşların sağlık sicilinin her yerden görülebilmesi, kaynakların -sağlık personeli, hastane, ilaç ve tıbbi donanım/yazılım planlaması- en doğru şekilde kullanılmasını ve tedavinin doğru yapılmasını sağlayacaktır.

5.4.“Türkiye Sağlık Hizmetleri Veri Tabanı” ile ülke çapında kullanılan ilaç veri tabanlarının birbirleriyle uyumlu olarak çalışması sağlanmalıdır. Bu çalışmalar doğrultusunda ilaç yazılım ve uygulama yönetmelikleri yeniden düzenlenmelidir.

5.5.Devlet sağlık hizmetlerinin ve insan yaşamının kalitesinin yükseltilmesi adına Koruyucu Hekimlik güçlendirilmeli ve özendirilmelidir. Koruyucu hekimlik çalışmaları “Türkiye Sağlık Hizmetleri Veri Tabanı” ile bağlantılı olmalıdır.

5.6.Kamu ve özel hastanelerin alt yapı standartları düzenlenerek – ki bu alt yapıya dar sokaklar, ambulansların ulaşma süresi, trafik sıkışıklığı, park sorunu, hijyen alt yapısı, kanalizasyon kapasitesi, tıbbi atıklar vb durumlar girmektedir - uygun olmayanlar kendilerine verilecek belli bir sürede uygun koşullara getirilmeli aksi takdirde bu koşulları sağlayacak yerleşim birimine taşınmaları sağlanmalıdır.

5.7.Sağlık ve ilaç konusunda tüm Türk Devletleri ile sıkı bir işbirliği geliştirilmeli, ortak üretimler, politikalar, personel değişimleri gerçekleştirilmelidir.

İş ve Yaşam Koşullarını İyileştirme

Madde 6.


6.1.İş Koşullarını İyileştirme

6.1.1.Personel yasası yeniden düzenlenmeli, kurumdan kuruma değişen aynı meslek grubundaki eşitsizlikler giderilerek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik koşulları iyileştirilmelidir.

6.1.2.Okul öncesi çocukların sağlıklı olarak gelişimleri için çocuk sayısı göz önünde bulundurularak belirlenen merkezlere yeterli sayıda Devlet Çocuk Yuvaları açılmalıdır. Bu merkezlerde bir taraftan çalışan ailelerin çocuklarının güvenli bir ortamda bakılmaları temin edilirken, diğer taraftan çocukların, doktor, pedagog, pediatrist, psikolog, özel eğitimci, çocuk gelişimci ve sosyal hizmet uzmanından oluşan Devletin kadrolu, yetkin bir ekibinin gözetiminde milli bilinç doğrultusunda eğitilmeleri sağlanmalıdır. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği daha ilk adımda aydınlanmaya başlayacaktır.

6.1.3.Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar, gelir düzeyleri yükseltildikten sonra, 25 yıl baz alınarak, çalıştıkları kurumun etkinlik gösterdiği bölgeler ve buralardaki hizmet sürelerine göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarına en verimli şekilde hizmet etmek amacıyla rotasyona tabi tutulmalıdırlar.

Bu sistemle sadece, kamu kurum ve kuruluşlarının kadrolarında eşitlik sağlamakla kalınmayıp, herkesin vatanın her karışında hizmet etmesi sağlanacaktır.

6.2.Yaşam Standardı Düşük İnsanların Yaşam Kalitesini Yükseltme

Üretim biçimini kısa zamanda tarımsal alandan sanayi alanına kaydırma çabasında olan Türkiye; gelir düzeyi düşük, gelişmekte olan ülkeler arasında yer almaktadır. Toplumsal tarihler için kısa sayılabilecek bu geçiş, 1940'lardan sonra öngörüden yoksun yöneticilerin de varlığı nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti'ni hazırlıksız yakalamıştır, hızlı geçişe hazırlanmayan ülkemizin kentleri tasarısızlık yanında, altyapısızlığı ve düzensizliği, kendiliğindenciliği getirmiştir. Kutlu, kökleri dünyanın en eski soyundan gelen, Yüce Öğretmen Mustafa Kemal ATATÜRK aracılığıyla kurulan, kendine uygun ve bağımsız yönetim biçimiyle “ Sonsuza dek Kalıcı” olacak Türkiye Cumhuriyeti, geçmişten gelen hiçbir birikimini de kullanamayarak her türlü saldırının yanında yoğun kültür saldırısı altında kalıp, kendine yabancılaşmıştır. Tüm bu yanlışlıklar yan yana konulduğunda günümüz tablosu ortaya çıkmış, insanların arasında gelir düzeyleri, kültür düzeyleri, kısaca yaşam nitelikleri açısından büyük ayrımlar doğmuş ve böylece kimsenin kimseden yana olmadığı, yurdun birliğini bozacak görüntüler oluşmuştur. Elbette ki üretim biçimini değiştiren toplumlar bunun sancılarını çekerler ama birçok ülke üretim biçimini bizim ülkemizden önce değiştirmişti, bu geçişler incelenebilirdi, her anlamda öngörülü ve üretken olunabilirdi, böylece bu sancılar, aksaklıklar toplumsal yaralara neden olmadan, Devlete güveni sarsmadan hatta olan güveni daha da arttırarak atlatılabilirdi. Her devrimsel gelişme, nitelikli beyinleri barındırma oranına göre, toplumları hazırlıksız yakalasa da benzer gelişmeleri yaşayacak/uygulayacak ülkelere istemeden de olsa bir çok dersler öğretir ama -nitelikli beyinleri barındırmasalar bile- bu dersi anlayacak, kavrayacak, uyarlayacak düzeyde kadroları barındıran ülkelere öğretmiş olurlar, ne yazık ki, ülkemiz bu hızlı geçişte olabilecek yararlılıkları 1938 tarihinden sonra kullanamamıştır.

Her yönüyle -alt yapı ve üst yapı olarak- kentleşme olgusu; Türkiye'de hem halk olarak hem de Devlet kurum/kuruluşları olarak tam oturtulamamışken, toplumsal tarihlere göre üretim biçiminin çok hızlı biçimde değişimi, eksikliğin yaşam düzeyini oldukça olumsuz etkilemesine neden olmuştur. Kent geliri, kent kültürü oluşmadan hızlanan göç; Devlet kurum ve kuruluşlarının alt/üst yapı olarak kentsel çalışmalardaki eksikliğinin bedellerini, göç edenlere ağır ödetmiş; göç edenlerin de, kendilerinde kent geliri/ kültürü oluşturmadan göç etme kararları hem Devlete, hem de kendilerine ağır bedel ödetmiştir.

Sonuçta ortaya birbirinden çok ayrı düşünen/ davranan/ geliri olan iki yaşam niteliği çıkmış, bunu değerlendirmek ve Sevr Antlaşması'nı yurdumuza uygulamak isteyen, Türkiye Cumhuriyeti'ni ve birliğini içine hiçbir zaman sindiremeyen/ sindiremeyecek ülkeler bu durumu da kullanıp; her türlü saldırılarını yoğunlaştırmışlardır. Ülkemizin yakın geçmişine baktığımızda da görüldüğü gibi, bu saldırılar ayrı yaşam niteliğini yaşayan insanlarda yıkıcı politiklik, yıkıcı etniklik, yıkıcı dinsellik eğilimleri olarak ortaya çıkmıştır. Bu yıkıcı düşünce/davranışları paylaşmayan düşkün yaşamlar ise, kendi durumları nedeniyle her şeye kızgın ve kırgındırlar, bu anlamda sokak çocuklarının öfkeleri, şiddetleri, bağımlılıkları bir örnek oluşturmaktadır.

Tüm bunlar yaşanırken, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir partisi olarak bir şey yapmamanın başı kuma sokmakla eş anlamlı olacağını düşünmekteyiz çünkü sokaklarımızda yaşananlar bizden bağımsız değildir; öfke bir gün dış ve iç tahriklerle Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine yönelebilir. Özetle Türkiye Cumhuriyeti hak etmediğini düşündüğümüz bir tablodadır. Aklı özgür, vicdanı özgür Türk Milleti olarak bu acıları çekmek zorunda değiliz, aynı sandalda olmanın bilinciyle, batmamak için bu sandalın deliklerini kapamak zorundayız.

Vatanseverler Partisi olarak bu düşünce nedeniyle ve Türkiye'nin kendine yakışan yaşam kalitesini yakalamasına katkı amacıyla, ‘Yaşam Nitelikleri Düşkün Yaşamları‘ desteklemek, kentlerde oluşan sokak çocukları benzeri düşkün nitelikli yaşamların sorunlarına sağlıklı çözüm bulmak için, sorunun önemli nedenlerinden birinin kırsal bölgelerden kentlere plansız, kendiliğinden oluşan ve gelişen göçler olduğu bilinciyle sorunun yerinde, kaynağında yani köyde çözülmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Bu nedenle, Kırsal bölgelerde yaşam niteliği yükseltilerek, kentlere göç nedenleri azaltılmalı, plansız, kendiliğinden oluşan ve gelişen bu göçün en az düzeyde tutulması için konuyla ilgili tasarılar geliştirilmelidir.  

İlk önce köylerin gelir düzeylerini, ardından kültür/eğitim ve sağlık düzeylerini yükseltme çalışmaları ile akla gelebilecek her tür soruna köyde, yerinde çözüm getirmek bu problemin çözümünün önemli bir parçasını kapsamaktadır. Köyde yaşayan insanların, köyün içinde ve dışında yaptıkları her tür gelir/ düşünce/ davranış düzeylerinde yanlarında olmak, gereken yardımda bulunmak oluşturulacak bu tasarıların omurgasını teşkil etmektedir ve sayısız yararları vardır.

Gelir düzeyini artırma, tasarının uygulanacağı köy için mevcut durumdaki en doğru üretim biçimleri ile ileride olabilecek üretim biçimlerinin arayışı birinci öncelikle ülke yararınadır.

Sağlık düzeyini yükseltme, koruyucu hekimlik uygulamasını, sağlık ocaklarını etkin tutmayı, çocuklardan başlayarak tüm köyü sağlık kuralları ile ilgili bilgilendirmeyi, düzenli aralıklarla hekim/diş hekimi denetiminin gerçekleştirilmesi çalışmalarını içermektedir.

Kültür/Eğitim düzeyine katkı, söz konusu köy için en doğru çözümlerin arayışını, boş zamanların doğru değerlendirilmesinin araştırılmasını, her konuda bilgilendirme toplantılarını, kurslar açılmasını, köy okulunun kütüphanesinin zenginleştirilmesini, kitap desteğini, kız çocuklarının okumasının teşvik edilmesini, köy okulunun her yönden desteklenmesini, tiyatro, müzik v.b. etkinlikler düzenlenmesini içermektedir.

6.3.Çocuklar ve Yaşlılar

Kentlerde ekonomik yetersizlikler nedeniyle bakımı yapılamayan, ailesi olan veya olmayan bütün çocuklar ve yaşlılar için koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocuğun –eğer varsa- öncelikle kendi aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik olmak üzere doyurma, barındırma, sağlık, eğitim konularında alınmalı, bu hizmet ücretsiz olarak sağlanmalı ve her bir çocuğun genel kültür ve yetenekleri, bireysel karar verme gücü, ahlaki ve toplumsal sorumluluğu geliştirilerek topluma yararlı birer üye olmaları sağlanmalıdır.

Bakıma muhtaç yaşlılar için bakım evleri nicelik olarak yetersizdir. Bu bakım evlerinin sayısı hızlı bir biçimde çoğaltılarak, sosyal bir yara kapatılmalıdır. Geçmişimizi ve geleceğimizi korumak adına, ivedi çözüm olarak mevcut Çocuk Esirgeme Kurumu ve Yaşlı Bakım Evleri yeniden düzenlenerek, yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Yurt yaşamı sıkı denetim altına alınarak herhangi bir zararlı etkinliğin çocuklara ulaşması engellenmeli, bu kurumlarda suistimali ya da ihmali görülenler için yasal cezalar artırılmalıdır. Çünkü bu tür davranışlar sadece devlete, Millete ihanet değil, aynı zamanda geleceğimizi doğrudan baltalamaktır.

Ek bir çözüm olarak çocuk ve yaşlıların bakımlarını üstlenen “bakıcı aileler”e mali destekler sağlanmalı ya da Devlet bu ailelere iş bulmaya öncelik vermeli ve bu sistem sıkı bir denetlemenin takibinde olmalıdır.

6.4.Engelliler

Türkiye’de engelli insanların yaşam niteliğini artırmak için aşağıda belirtilen konulardaki yasal düzenlemeler titizlikle uygulanmalı/ uygulatılmalıdır.

6.4.1.Engellilerin engel oranını belirlemek için kullanılan Balthazard Cetveli kaldırılmalı, yerine doktor raporuna dayalı tespit geçerli kılınmalıdır. Bu raporlara sıkı bir denetim uygulanmalı, suistimaller karşısında yeni yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

6.4.2.Engellilere hizmet veren kurumların niceliği ve niteliği artırılmalı ve denetlenmelidir.

6.4.3.Verilen hizmet kalitesindeki farklılıklar ve yetersizlikler giderilmelidir. Engellilere verilen hizmetler arasındaki eşgüdüm sağlanmalıdır.

6.4.4.Engellilere hizmet verecek kişilerin istihdamı artırılmalı ve her türlü donanım sorunları giderilmelidir

6.4.5.Toplu yaşam alanları ve toplu taşıma araçlarındaki engellilere yönelik uygulamalarla ilgili denetlemeler yapılmalıdır.

6.5.Sivil Toplum Kuruluşları (STK)

Sivil Toplum Kuruluşları, öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine yükseldiği tüm değerleriyle birlikte bir bütün olarak devamlılığını birinci ilke edinen, daha sonra toplumun yararı için çalışmalar yapmak, eksik gördükleri alanlarda kamuoyunu bilinçlendirip, harekete geçirerek, planlı ve sürekli çalışmalarla toplumun bu etkinliklere katılımını sağlamak, yaşam kalitesini yükseltmek yöntemiyle söz konusu eksiklikleri gidermek üzere kurulmuş yapılanmalardır.

6.5.1.Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliğinin STK’lar için kurduğu ortak bir havuza son 6. çerçeve programında 250 milyon Euro yatırmıştır. Ancak önceliklerin AB tarafından belirlenmesi ve bunun Ulusal çıkarlarımızı gözetmemesi nedeniyle gerçek projelere değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin otoritesini sarsma amaçlı projelere, denek olarak kullanılacak projelere teşvik verilmiş, teşviğin gücü kullanılarak STK’lar yanlış yönlendirilmiştir. Kaldı ki buna rağmen havuza yatırılan paranın sadece beşte biri (1/5’i) ülkeye geri dönmüştür. Tüm bunlara karşı ortak havuza para yatırılmamalı, bu yolla edinilen kazanım ülke içinde ulusal çıkarlara uygun noktalara yönlendirilmelidir.

6.5.2.Kurum, kuruluş ve üniversiteler Türkiye Cumhuriyeti’nin kısa, orta ve uzun vadeli çalışma planlarına uygun hedeflerini gerçekleştirmek için gereken çalışmayı yapmalıdır. Ancak bu hedefleri toplumun her kesimine yayma benimsetme anlamında ve özgür girişimciliğin (hür teşebbüs) dinamik gücünden yararlanma açısından teşvik edici miktarda proje bedelleri ödenerek Sivil Toplum Kuruluşları Ulusal çıkarlar doğrultusundaki araştırma ve geliştirmelere yönlendirilmelidir. Ayrıca Ulusal çıkarlarımıza uygun projeler ürettikleri takdirde bu havuz aracılığıyla yabancı ülkelerin STK’larına da ödenek ayrılabilmeli ve bu projelerin araştırılması konusunda teşvik edilmelidir.

6.5.3.Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine, Ulusal bütünlüğüne, birliğine aykırı çalıştığı belgelenen tüm Sivil Toplum Kuruluşları ve vakıflar kapatılmalıdır. Bu konudaki suistimaller ve amaç dışı çalışmalar konusunda yasalar yeniden düzenlenmeli ve uygulamaları ülkenin esenliği açısından titizlikle izlenmelidir.

6.5.4.Tüm meslek odaları, seçim sisteminden yetki alanlarına kadar her yönüyle ülkenin çıkarı açısından gözden geçirilmeli, saygınlık kazandırılmalıdır.

6.5.5.Tüm bireyler, tüketici hakları vb. bireysel haklarını doğru kullanmaları konusunda bilinçlendirilmelidir.

6.6.Çevre ve Orman

Çevre ile ilgili tüm yasalar titizlikle uygulanmalı, yaptırımlar ertelenmemeli, geriye dönük tüm cezai işlemler yerine getirilmelidir. Yürürlükteki yasalar yeniden gözden geçirilip, cezalar ağırlaştırılmalıdır. Çevre ve Orman Bakanlığının tüm etkinlikleri ülke çapında bir veri tabanı kurularak izlenmelidir.   

Yeryüzünde insan sağlığına zarar verecek ölçüde büyük boyutlara ulaşan, yaşam içinde yeterli önem verilmeyen, iyonlaştırıcı olmayan radyasyon/elektromanyetik kirlilik konusunda, özellikle yaygın ve her an kullanımı nedeniyle en fazla zararı olan cep telefonları da dahil olmak üzere, kullanımları konusunda, ithal edilen ve yurt içinde üretilen kaynakların kullanımları konusunda uluslararası geçerli standartların uygulanmasında titizlik gösterilmeli, buna ek olarak yeni düzenlemeler getirilmeli, toplum en az zararlı kullanım konusunda bilinçlendirilmeli, bu konu Milli Eğitim müfredatına da eklenmelidir. Bunun yanı sıra;

6.6.1.Ormanla ilgili tüm yolsuzluklar araştırılıp gereği yapılmadır.

6.6.2.Yanan orman arazileri asla yerleşime açılmamalı, toprak uygun olduğunda yeniden ağaçlandırılmalıdır.

6.6.3.Doğru ağaçlandırmaya ve canlı türünü artırmaya yönelik çalışmalar desteklenip, yönlendirilmelidir.

6.6.4.Endüstriyel gelişme ile çevresel değerlerin korunması birbirine karşıt bir ikilem olarak değil, kökten politikalarla dengelenmesi gerekli zorunluluklar olarak değerlendirilmelidir.

6.6.5.Dengeli ve sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak alınan ekonomik kararlar ile ekolojik kararların birlikte düşünülmesine olanak veren, planlama anlayışına dayalı, akılcı, doğal kaynakları koruyucu politikalar uygulanmalıdır.

6.6.6.Tüm yatırımlar Çevre Ve Orman Bakanlığının görüşlerinden geçerek değerlendirilmeli, Ulusal Çevre Mevzuatının, AB Mevzuatı ile birebir uyumlandırma çabaları terk edilerek, Milli çıkarları esas alan çerçevede, herhangi bir ayrıcalık ve gecikmeye izin vermeden uygulanması sağlanmalıdır.

6.6.7.Çevre kirliliğinin öncelikle oluşmasının önlenmesi, önlenemeyen durumlarda kaynağa en yakın çözümlerin üretilmesi ve geri kazanım olanaklarının arttırılması sağlanmalıdır. Çevrenin denetiminden elde edilen gelirlerin önemli bir bölümü zararsız üretim ve geri kazanım teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik AR-GE çalışmalarına ve uygulamalarına aktarılmalı, çevre ölçüm ve analiz sektöründe kullanılan sistemlerin ithali yerine yerli kaynaklar tercih edilmelidir.

6.6.8.Bu Bakanlığın altındaki etkinliklerin planlanmasında, yürütülmesinde ve sorunların çözümünde merkezi politikalar kadar bölgesel ve yerel bazdaki yaptırım ve denetim uygulamalarının da önemi dikkate alınarak, Merkezi Yönetim, Yerel Yönetim, Afet Yönetim Merkezleri, Acil Durum Yönetim Merkezleri, Üniversiteler, Endüstriyel Sektör ve Sivil Toplum Kuruluşları arasındaki eşgüdüm ve işbirliği politikaları uygulamada güçlendirilmelidir.

6.6.9.Çevreye duyarlı bir toplumsal bilincin geliştirilmesi, her şeyden önce doğru bir eğitim politikası ile başlamaktadır. Toplumun her kesiminde çevre bilincinin geliştirilmesi ve bu konunun eğitimin her kademesine uyarlanması amacıyla titizlikle hazırlanmış bir eğitim politikası uygulanmalı, eğitim müfredatı bu öneme uygun olarak hazırlanmalıdır. Böylece Toplumun doğru bilinçlendirilmesi sayesinde STK’ların katkılarının da doğru, etkin ve yapıcı olması sağlanmalı, dış güçlerin STK’ları ulusal çıkarlara aykırı kararlar almaya yöneltmelerine engel olunmalıdır.

6.6.10.Kamu ve özel sektör tarafından yapılan yatırımların fizibilitelerine çevresel maliyetlerin dahil edilmesi konusunda, eğitim ve uyarı anlamında etkin olunmalı, konunun uygulaması titizlikle izlenmelidir.

6.6.11.Çevre ve Orman kirliliğinin önlenmesinde yardımcı olmak üzere teşvik amaçlı yasal düzenlemeler artırılarak, geri kazanım yoluyla elde edilen ürünlerin kullanımında uygulanan ÖTV oranlarının düşürülmesi gibi, Çevre ve Orman Bakanlığı ile ilgili her alanda bu uygulama yaygınlaştırılmalıdır.

6.7.Enerji


6.7.1.Enerji kaynakları insan yaşamından başlayarak ekonomiye kadar toplumsal yaşamın tüm alanlarında etkisini göstermesi ve devletlerin politikalarını belirlemesi açısından çok doğru biçimde yönetilmelidir. Bu nedenle enerji politikası bizim için çok önemli olup, kesintisiz, ucuz sağlanabilmelidir. Milli çıkarlarımız doğrultusunda yeni düzenlemelerle elektrik üretiminde dış bağımlılığı tümüyle bitirme, fosil yakıtlı üretimi terk etme ve yenilenebilir enerji kaynaklarına- güneş, rüzgar, dalga, jeotermal, biyogaz, biyodizel- yönelme olabilecek en ivedi biçimde gerçekleştirilmelidir.

6.7.2.Enerjinin doğru kullanımı konusunda Milli Eğitimden başlayarak kamu ve özel tüm kesimler bilinçlendirilmelidir.

6.7.3.Toplam kullanılan enerjinin yaklaşık %50’si binalarda tüketilmekte olup binalarda kullanılan toplam enerjinin %80’ini ısıtma enerjisi oluşturmaktadır. Binalardaki ısı kayıplarının %30’u ise pencereler yoluyla gerçekleşmektedir. Bu nedenle ısı kayıplarını tek cama göre %50-%70 oranlarında azaltan çok katlı yalıtım camları ile ısı kontrol kaplamalı yalıtım camlarının kullanımı teşvik edilerek, hem enerji tasarrufu, hem küresel ısınmaya neden olan fosil yakıt tüketiminin azaltılması sağlanmalıdır.

6.8.Bilişim

6.8.1.İnternet ile ucuz ve hızlı bir biçimde daha çok bilgiye erişildiği günümüzde internete giriş noktalarının kolay ulaşılabilir olması sağlanmalı, alt yapı sürekli geliştirilmeli ve internet kullanımı toplumun her kesimine her alanda yaygınlaştırılmalıdır.

6.8.2.Türkiye Bilimsel Teknik ve Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından hazırlanan Milli İşletim Sistemi “PARDUS”un kullanımının Türkiye’de olabildiğince yaygınlaştırılması için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Çünkü bunun Milli çıkarlardan güvenliğe, ekonomikliğinden ülke içindeki yazılım sektörünü hızla geliştirmesine kadar her türlü alanda sayısız yararı vardır. Türk Devletleri ile ortak çalışmalar yürütülmeli “PARDUS” Türk Devletleri’nde yaygınlaştırılmalıdır.

6.8.3.Türkiye’de ticari Pazar anlamında özellikle de küçük, orta ölçekli sanayi içinde çok düşük maliyetli pazarlama yöntemi ve alanı olan internet az kullanılmaktadır, bu anlamda ülkenin çıkarlarına büyük hizmeti olacak bu yöntemi yaygınlaştırmak için destekler ve eğitimler verilmeli, e-ticaret konusunda yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Özellikle satıcıları bağlayan, alıcıları koruyan denetleme düzenekleri geliştirilmeli, şu an bu konuda yetersiz olan yasalar tekrar gözden geçirilmelidir.

6.9.Ulaşım

Ülkemizde hava kirliliğinin başlıca nedenlerinden biri olan karayolları ulaşım sektörünün yerine, yüksek maliyetinin yanı sıra küresel ısınmaya neden olan karbondioksit salınımları da dikkate alınarak, düşük maliyetli ve çevreye daha az zararlı olan aşağıdaki ulaşım biçimleri tercih edilmelidir.

6.9.1.Demiryolları ulaşımına öncelik verilmeli ve geliştirilmelidir.

6.9.2.Türkiye 3 tarafı deniz olan yarımada şeklinde bir ülke olmasına rağmen deniz yollarının bu kadar geri kalması olağan değildir. Bu nedenle deniz yolları ulaşımı geliştirilmelidir. Limanların özelleştirilmesi engellenmeli, Ticari ve stratejik limanlar fizibilite çalışmalarının ardından uygun görüldüğü takdirde yaygınlaştırılmalıdır.

6.9.3.Hava ulaşım sistemi yeniden yapılandırılmalı ve güçlendirilmelidir.

6.9.4.Karayollarının bakımı, onarımı, yapımı için Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri yeniden düzenlenmelidir.

Eğitim ve Öğretim

Madde 7.


7.1.Milli bir eğitim uygulanmalı, Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşımız Milli eğitimdeki gereken yerini almalıdır. Türk tarihi yeniden objektif olarak yazılmalı, Milli bilinç Milli Eğitimde gereken önemi kazanmalıdır.

7.2.Yabancı dilde eğitim kaldırılmalı, Türk dilinde arılaşma sağlanmalıdır.

7.3.Tüm üniversitelerde, ekonomi ve üniversite programlarının elverdiği en fazla sayıda olmak üzere Türk Devletlerine kontenjan açılarak Türk Devletleri ile öğrenci değişimi yapılmalı, bu kontenjan yıllar içinde artırılmalıdır.

7.4.Zorunlu eğitim 12 yıla çıkarılmalı, tüm İlköğretim ve liselerde çağdaş düzenlemeler yapılmalı, dersler gözden geçirilerek, çağın gereklerine uygun dersler müfredata eklenip, gereksiz ve fazladan yük getiren, üretkenliği kısıtlayanlar çıkartılmalıdır.

7.5.Mevcut eğitim sistemindeki üniversite sınavı kaldırılmalı, üniversiteye girerken ilköğretim ve lise bitiminde yapılan değerlendirme sınavlarının sonuçları, üniversiteye girişte belirleyici olmalıdır. Milli Eğitimde eğitim eşitliği sağlanmalıdır. Üniversiteler ve bölümleri ve mevcutları, Türkiye’nin gereksinimlerine göre tasarlanmalıdır.

7.6.Üniversitelerin dallarına/ uzmanlıklarına göre, ayrı ayrı 7(yedi) bölgede, tek çatı altında toplanması için gereken araştırma ve tartışmalar başlatılmalı, her üniversitede akademisyenlerin rotasyonla görev yapmaları sağlanarak, Doğu Anadolu, Güney Doğu Anadolu, İç Anadolu Bölgelerinde 4 er yıl, Karadeniz, , Marmara, Ege, Akdeniz de 3 er yıl, bir yılda herhangi bir bölgede uzatma hakkı verilerek Türkiye’de eğitim düzeyinin eşitliği kısmen sağlanmalıdır.

Yine aynı şekilde Sanat Akademileri kurularak akademik düzeyde sanat eğitimi veren konservatuarların ve sanat eğitmeni yetiştiren kurumların aynı çatı altına alınması, bu akademilerden mezun olan nitelikli eğitmenlerin her bölgede istihdamlarının sağlanması için gereken araştırma ve tartışmalar başlatılmalıdır.

7.7.Üniversitelerin laboratuar, ödenek eşitsizlikleri giderilmeli, üniversitelerde hazırlanan tezlerde uygulanabilirlik oranı %50’nin üzerine çıkarılmalıdır.

Kültür ve Turizm

Madde 8.


8.1.Türk Devletleri ile Kültür ve Turizm alanında İşbirliği kurulmalıdır.

8.2.Türk Milli Kültürü, İnsanlık Kültürü, Anadolu Kültürü araştırılarak, korunmalı, bu kültürlerin geçmişini temsil eden yerlerin yağmalanması engellenerek, sit alanlarına tecavüzler önlenmelidir. Yasal düzenlemeler yapılmalı ve bu konudaki her uygulama öncelikli olmalıdır.

8.3.Devletin sanat kurumlarının işleyişi ile ilgili sistemde çalışma koşulları Milli çıkarlara zarar vermeyecek şekilde yeniden yapılandırılmalı ve üretilen projelerin kalitesi arttırılıp, sanatçıların yaratıcılık gücü ve verimlilikleri daha üst düzeye çıkarılarak işlevlerini kusursuz yapmaları için gereken destek sağlanmalıdır.

8.4.Bir Milletin kimliğini oluşturan kültür ve sanatı yaşatma, belgelendirme, geliştirme ve bu alanlarda devlet, özel sektör, üniversitelerin işbirliği ile toplum bilinci kazandırma çalışmaları yapılmalıdır.

8.5.Turizmde kesinlikle bilimsel veriler değerlendirilmeli, yatırımlar bu bilimsel verilerin sonuçlarına göre yönlendirilmelidir.

Spor

Madde 9.


Ata sporlarına ve kitle sporlarına özel önem verilmeli, yatırımlar yapıp yaygınlaştırılmalı, bu alanda yeni spor dalları araştırılıp/bulunup uygulamaya konmalıdır. Böylece spor azınlığın değil, çoğunluğun katılımı ile olan bir etkinlik haline gelmelidir.

Türkiye’de ihmal edilen tüm spor dalları desteklenmeli, özellikle zihin sporları ve doğa sporlarına yatırımlar artırılmalıdır.

Türk Devletleri ile ortak spor etkinlikleri düzenlenmelidir, ilişkiler giderek yoğunlaştırılmalıdır.

2. KISIM
EK BAKANLIKLAR ve MÜSTEŞARLIK


Yukarıda bahsi geçen konular belirtilen önceliklerle mevcut Bakanlıkların bünyesinde çözümlenecek olup, bu Bakanlıkların görev alanlarına girmeyen, ancak Milli çıkarlarımız için son derece önemli olduğuna inandığımız konulardaki yapılması gereken çalışmaları yürütmek üzere Strateji Bakanlığı, Türk Devletleri Bakanlığı ile Su Yönetimi Müsteşarlığı öngörülmektedir. Bu Bakanlıklar ve Müsteşarlık ile, ilgi alanları aşağıda belirtilmiştir.

Strateji Bakanlığı

Madde 10.


10.1.Milli çıkarlar doğrultusunda ekonomi, doğal kaynaklar, enerji, çevre, bilim ve teknolojinin her alanında, siyasal, askeri, kültürel, toplumsal, eğitimsel ve tarihsel alanlarda mevcut verilere dayanarak, kısa-orta ve uzun vadeli planlar için ilgili bakanlıklarla eşgüdüm daireleri kurulmalıdır. Bu Bakanlık yukarıda anılan alanları mikro düzeyde Türkiye, makro düzeyde dünya için gerçekleştirmelidir.

10.2.Strateji Bakanlığı, 10-20-25-50-100 yıllık planlar öngörerek hazırlamalı, uzun vadeli devlet plan ve projeleri üretmeli ve uygulamaya koymalıdır.

10.3.Dış işleri konusunda kısa-orta-uzun vadeli tasarı ve taslaklar geliştirilmeli, alınan kararların bu tasarılarla uygunluğu karşılaştırılmalıdır. Son adımlar Türkiye Cumhuriyetinin Milli çıkarı yönünde olmalıdır.

10.4.Türk Devletleri ile eşgüdüm sağlanmalı, ortak stratejiler üretilerek uygulamaya konulmalıdır.

Türk Devletleri Bakanlığı

Madde 11.


“Şu ciheti de belirtmeliyim ki; ben komünist değilim. Türk Milliyetçisiyim. Böyle doğdum, böyle öleceğim. TÜRK BİRLİĞİ’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım…Tıpkı Uhud şehidi Said anekdotu gibi…Peygamberimizin arkadaşlarından Said, Uhud’da şehit olarak ölürken başucunda bulunanlara demiş ki: ‘Gidiniz!... Peygambere deyiniz ki, onun şehitlere müjdelediği cennetleri görüyorum ve şimdi oraya gitmek üzere bulunuyorum!’ Said Müslümanlığa bu kadar inanmıştı. Ben de TÜRK BİRLİĞİ’ne bundan fazla inanıyorum. Onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni bölümlerini TÜRK BİRLİĞİ ile açacaktır. Dünya, sükununu bu bölümler içinde bulacaktır. Kaşgarlı Mahmud’un ‘Divanüllügatı Türk’ünde dediği gibi: ‘Tanrı; Türk’ü, insanlık, şerirlerden, şakilerden kurtulsun diye yarattı’.”

Mustafa Kemal ATATÜRK


Türk Devletleri ile Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm ilişkilerini bu Bakanlık’ın yönetip yönlendirmesi, ilgili bakanlıklarla eşgüdümü sağlaması planlamaktadır. Bu amaç doğultusunda;

11.1.Kırgızistan'ın Issık Göl bölgesinin merkez ili Karakol'da Türk Devletleri ortak meclisinin kurulması çalışmaları yapılmalıdır. Bu meclise her Türk Devleti'nden temsilciler katılmalı, ekonomik, siyasal, askeri, kültürel, eğitimsel sorunlar görüşülerek ortak çözümler üretilip uygulanmalıdır.

11.2.Bu Bakanlık bünyesinde “Türk Toplulukları Sorunları Genel Müdürlüğü” ve “Türk Azınlık Genel Müdürlüğü” oluşturulmalıdır.

Su Yönetimi Müsteşarlığı

Madde 12.


Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün -elektrik üretim santralleri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında kalmak üzere- çalışmaları ve kadroları ile, “Su Yönetimi Müsteşarlığı”na aktarılması planlanmaktadır. Su yönetimi ile ilgili tüm yasalar titizlikle uygulanmalı ve yaptırımlar ertelenmemelidir. Cezai işlemler yeniden gözden geçirilip, ağırlaştırılmalı, geriye dönük tüm cezai işlemler yerine getirilmelidir. Su Yönetimi Müsteşarlığının tüm etkinlikleri ülke çapında bir veri tabanı kurularak izlenmelidir. Bunların yanı sıra;
   
12.1.Sulama suyunun tasarruflu kullanılmasını sağlayan yeni yöntem ve teknikler uygulanarak, yaygınlaştırılmalı, “Sulama Politikaları” adı altında yasal düzenlemelerle zorunluluk haline getirilmeli, mevcut altyapı yeni yöntemler çerçevesinde yenilenmelidir.

12.2.Mevcut barajların ömürlerinin uzatılması sağlanmalı, gündemde ve inşa aşamasında olan projelerin eskiye dönük olarak planları değerlendirilerek fayda-zarar durumuna göre inşaasına karar verilmelidir. Orta-uzun vadede barajlar yoluyla yapılan uygulamaların, hidroelektrik santrallerin yerine alternatifleri geliştirilmelidir.

12.3.Kentsel ve tarımsal alandaki atık suların arıtılarak yeniden kullanımı sağlanmalıdır.

12.4.Yer altı ve yüzey sularının kirlenmesine neden olan bilinçsiz kimyasal gübre kullanımı konusunda yeni yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

12.5.Su konusunda duyarlı bir toplumsal bilincin geliştirilmesi, her şeyden önce doğru bir eğitim politikası ile başlamaktadır. Tarımsal sektör de dahil olmak üzere toplumun her kesiminde su kullanımı konusunda titizlikle hazırlanmış bir eğitim politikası uygulanmalı, eğitim müfredatı bu öneme uygun olarak hazırlanmalıdır. Böylece Toplumun doğru bilinçlendirilmesi sayesinde STK’ların katkılarının da doğru, etkin ve yapıcı olması sağlanmalı, dış güçlerin STK’ları ulusal çıkarlara aykırı kararlar alınmasına yöneltmelerine engel olunmalıdır.

Vatanseverler Partisi Programını Bilgisayarınıza Kaydetmek İçin
Buraya Tıklayınız

 

VATANSEVERLER PARTİSİ
Abdullah Cevdet Sok. No: 14 06680 Çankaya / ANKARA
Tel: 0 312 439 1920  Faks: 0 312 439 1928
Web: www.vp.org.tr  E-Posta: ilet@vatanseverlerpartisi.org.tr

Site Kullanım Şartları

© 2008 VATANSEVERLER PARTİSİ <<<<< ...İSTİKLAL, İSTİKBAL, İKBAL İÇİN VATANSEVERLER PARTİSİ ... >>>>>
Sonsuz Tasarım
Azerice Kazakca Ozbekce Tacikce Turkmence Azerice Kırgızca Özbekçe Kazakça Tacikçe Türkmence